<?xml version="1.0" encoding="Windows-1254" ?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" href="../contes.xsl"?>
<conte>
  <entete>
    <description original="La bûche"/>
    <traducteur>
      <nom>Haluk Erdemol</nom>
      <email>herdemol@yahoo.com</email>
    </traducteur>
  </entete>
<titre>Kütük</titre>
<para>Gösterişli bir biçimde döşenmiş küçük salona güzel, hafif bir koku sinmişti. Büyücek bir şöminede alevler oynaşıyor, üzerindeki çıkıntının köşesinde yanan tek lambanın ışığı dantel süslemeli eski bir abajurdan süzülerek sohbete dalmış iki kişiyi aydınlatıyordu.</para>
<para>Ev sahibesi olan kadın yaşlıydı, saçları ağarmıştı, ama teni pürüzsüz ve parlak bir kâğıt gibi kırışıksız, yıllar boyu seçkin esanslarla yaptığı banyolar cildinin en derin katmanlarına dek işlemiş, eli öpüldüğünde yüzünüze Floransa yapımı bir süsen çiçeği pudrasının kutusu açılmış gibi hafif bir koku salan yaşlı kadınlardandı o.</para>
<para>Sohbet ettiği erkek ise onu her hafta ziyaret eden, eskilerden bir dosttu, bekârdı, hiç evlenmemişti; yaşam yolculuğunda bir yoldaştı sadece, bundan öte bir şey söz konusu değildi. </para>
<para>Bir süredir bakışları şöminenin alevlerine takılı, hiçbir şey düşlemeksizin sessiz kalmışlardı. Birbirlerini hoşnut etmek için durmaksızın konuşmaya gereksinim duymayan dostların sessizliğiydi bu.</para>
<para>Birden şöminede yanan kütüklerden en üstteki, kısa dalları ateş almış büyük bir kütük ızgaranın üzerinden kayarak salona düştü; kıvılcımlar saçarak halının üzerine yuvarlandı.</para>
<para>Yaşlı kadın hafif bir çığlık atarak kaçmak ister gibi bir hareket yaptı. Erkek ise yerinden fırlayıp ayakkabısının burnuyla kütüğü şömineye ittikten sonra saçılan kıvılcımların üzerine basarak hepsini söndürdü.</para>
<para>Olay böylece geçiştirilmiş, sadece yoğun bir yanık kokusu kalmıştı havada. Adam dostunun karşısına tekrar oturduğunda gülümseyerek ona baktı ve şömineye ittiği kütüğü göstererek “İşte” dedi, “bu yüzden hiç evlenmedim ben.”</para>
<para>Kadın şaşkın, dikkatli bakışlarla süzdü onu. Bilmek isteyen meraklı kadın bakışlarıydı bunlar; gençliği yıllar öncesinde kalmış bir kadının düşünce süzgecinden geçirdiği, yoğun ve muzip bakışlar.  “Nasıl yani?” diye sordu.</para>
<para>“Uzun hikâye” dedi adam, “hüzünlü ve pek de hoş olmayan bir hikâye. Eski arkadaşlarım hep merak etmişlerdir, nasıl oldu da en iyi arkadaşım Julien ile aramıza birden soğukluk girdi diye. Bu en yakın, canciğer iki arkadaşın birden neden iki yabancıya dönüştüklerini bir türlü anlayamamışlardı. Anlatayım, işte bizi uzaklaştıran giz:</para>
<para>“Julien ile aynı evi paylaşıyorduk. Hiç ayrılmazdık; dostluk bağlarımız o denli güçlüydü ki hiçbir şey çözemezdi onları.</para>
<para>“Bir akşam eve geldiğinde Julien evlenmek üzere olduğunu söyledi bana. Çok ağır bir darbe yemiş gibi oldum. Sanki değerli bir şeyimi çalmış ya da bana ihanet etmiş gibi duygulara kapıldım. Bir insanın arkadaşı evlendiğinde aralarında her şey bitmiş demektir. Bir kadının kıskançlığa bürünmüş sevgisi, o kuşkucu ve tensel sevgi iki erkek arasındaki yürek ve akılla kurulmuş içten bağlılığı ve karşılıklı güveni hoş görmez.</para>
<para>“Onları birleştiren aşk ne denli büyük olursa olsun kadınla erkek mantık ve zeka bağlamında her zaman birbirlerine yabancıdır. Dövüşken iki rakiptirler ve öyle olmayı sürdürürler. Farklı ırklara mensuptur onlar. Her zaman bir yenen, bir de yenilen vardır; bir efendi bir de köle. Bazen biri, bazen de öbürü. Eşitlik durumu hiçbir zaman söz konusu olmaz.</para>
<para>“Birbirlerinin ellerini tutup sıkarlar; tutkuyla titreyen ellerdir bunlar, fakat hiçbir zaman uzun soluklu, güçlü, sadakat yüklü, kalpleri açan, erkeksi bir duygudaşlığı patlarcasına açığa vuran yoğunlukta değildir bu el sıkışmalar. Eski bilgeler evlenmek ve yaşlılık günlerinin avuncu olsun diye çocuk sahibi olmak, sonradan kendilerinden uzaklaşacak olan çocuklar dünyaya getirmek yerine iyi ve güvenilir bir dost bulup sadece iki erkek arasında var olabilen düşünce birliği içinde onunla birlikte yaşlanmayı yeğ tutarlardı.   </para>
<para>“Evet, arkadaşım Julien evlendi. Eşi güzel, çekici, ufak tefek, etine dolgun, kıvırcık sarı saçlı canlı bir kızdı. Kocasını taparcasına seviyor gibiydi. Önceleri evlerine seyrek gidiyordum. Onların yanında bir fazlalık olarak görüyordum kendimi. Giderek ayağım alıştı, daha sık uğramaya başladım; çünkü sürekli olarak beni evlerine davet ediyor, yanlarında olmamdan hoşnut görünüyorlardı. Böylece yavaş yavaş bu ortak yaşamdan hoşlanmaya başlamıştım. Yemek davetlerinde sık sık birlikte oluyorduk. Geceleri evime döndüğümde boş evimin yalnızlığından sıkılarak ben de evlensem mi diye düşünür olmuştum. Julien ile karısı birbirlerine âşık bir görünüm sergiliyordu; diz dize göz gözeydiler.</para>
<para>“Yine bir akşam Julien haber gönderip beni yemeğe çağırdı. Ben de gittim. Evlerine varınca ‘Sevgili dostum,’ dedi Julien, ‘yemekten sonra bir iş için çıkmam gerekiyor. Saat on bire kadar sürebilir, ama tam on birde dönerim. O zamana dek Berthe’i yalnız bırakmazsın herhalde.’</para>
<para>“Berthe ‘Benim fikrimdi’ diye söze karıştı, gülümsüyordu; ‘ben söyledim seni çağırmasını.’</para>
<para>“Ellerimi uzattım ona. ‘Çok naziksin,’ dedim. Ellerimi uzun uzun, dostça sıktığını duyumsadım, ama önemsemedim o an. Yemeğe oturduk. Saat sekize gelirken Julien çıktı.</para>
<para>“O gider gitmez genç kadın ile aramızda tuhaf bir tedirginlik başgösterdi. O ana dek hiç yalnız kalmamıştık. Son zamanlarda gittikçe artan birlikteliklerimize karşın şimdi böyle başbaşa kalmamız yeni bir konuma sokmuştu bizi.  Önce havadan sudan konuştum. Aralarında o tedirginlik duygusunun sürdüğü kesintili sözlerdi bunlar. O beni yanıtsız bırakıyor, önemli ve zor bir konu üzerinde düşünüyormuş gibi başını önüne eğmiş, kararsız bir tavırla karşımda oturuyordu. Gevezelik edecek başka bir şey bulamayınca da sustum. Bazı anlarda söyleyecek bir şey bulmakta zorluk çekmek insanı şaşırtıyor doğrusu.</para>
<para>“Ve o tedirgin havada duyumsadığım bir şey daha vardı: sözcüklere dökülmesi olanaksız, karşınızdaki kişinin size yönelik, iyi mi kötü mü olduğu belirsiz gizli niyetlerinin habercisi olan gizemli önsezilerden biri.</para>
<para>“Sıkıntılı bir sessizlikten sonra ‘Ateş zayıflıyor,’ dedi, ‘bir kütük atar mısınız?’</para>
<para>“Kalktım, yeri sizinkine benzeyen bir sandıktan kütüklerin en büyüğünü alıp çoğu yanmış kütüklerin üzerine attım. Odayı sessizlik kapladı yine.</para>
<para>“Birkaç dakika içinde kütük öyle bir alev aldı ki yaydığı sıcaklık oturduğumuz yerde yüzümüze vuruyordu.</para>
<para>“‘Çok sıcak oldu,’ dedi Berthe, ‘gelin, şöyle divana geçelim.’</para>
<para>“Divana oturduk. Birden bakışlarını yüzüme çevirerek ‘Bir kadın size sizi sevdiğini söyleseydi ne yapardınız?’ diye sordu.</para>
<para>“Şaşırmıştım; ‘Hiç düşünmemiştim bunu,’ dedim, ‘sanırım tepkim kadının kim olduğuna bağlı olurdu.’</para>
<para>“Gülmeye başladı. Kuru, titrek, sinirsel ve ince bardakları çatlatacak tınıdaki uyduruk gülüşlerden biriydi bu. ‘Erkekler,’ dedi, ‘hiç gözüpek ve becerikli olmuyor.’ Bir anlık duraksamadan sonra ‘Söyler misiniz, Bay Paul,’ diye sürdürdü sözlerini, ‘siz hiç âşık oldunuz mu?’</para>
<para>“Eski bir aşkımı açığa vurur gibi ‘Evet, oldum’ diye yanıtladım. O da ‘Lütfen anlatın,’ dedi.</para>
<para>“Ben de öylesine bir öykü anlattım ona. Beni dikkatle dinliyor, söylediklerimi onaylamadığını, hatta nefretle karşıladığını gösteren tavırlar takınıyordu sık sık.  Sonra birden ‘Aşk hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz,’ dedi. ‘Gerçek olması için aşkın yüreği tepetaklak etmesi, sinirleri eğip bükmesi, kafayı yıkıma uğratması gerekir. Dahası, nasıl söylesem, aşk tehlikeli, hatta ürkünç, neredeyse suçla ve günahla içiçe, bir tür ihanetle özdeş olmalı. Demek istiyorum ki aşkın aşk olması için kutsal engelleri, yasaları yıkması, kardeşlik bağlarını koparması gerekir. Aşk sakin, rahat, tehlikesiz ve yasal bir ortamda yaşandığında ona aşk mı denir?’</para>
<para>“Ne yapacağımı, nasıl karşılık vereceğimi bilemedim. İçimden kendimce filozofça bir deyiş savurdum: ‘Ey kadın beyni, işte sen busun!’</para>
<para>“Konuşurken umursamaz, gerçek yüzünü gizleyip dinginliğe bürünmüş bir tavırla, sırtını yastıklara, başını omzuma yaslayarak divana uzanmıştı. Hafifçe sıyrılan giysisinin açığa çıkardığı ipek çoraplarının kırmızı rengi şöminenin alevleriyle daha parlak bir kırmızıya dönüşmüştü. </para>
<para>“ ‘Sanırım sizi korkutuyorum’ diye sürdürdü sözlerini. Ben ‘Hayır’ deyince iyice göğsüme yaslanarak bana bakmadan ‘Peki’ dedi, ‘sizi sevdiğimi söylesem ne yapardınız?’ Ve daha ne cevap vereceğimi düşünmeme fırsat bırakmadan kollarını boynuma doladı, başımı çekerek dudaklarını dudaklarıma bastırdı.</para>
<para>“İşte böyle, sevgili bayan. Ne söyleyebilirim? Hiç hoş bir durum değildi bu.  Ne yapacaktım? Julien’i mi aldatacaktım? Kocası artık kendisine yetmeyen, çılgın kösnüllüğü apaçık belli bu küçük sapkın ve düzenbazın âşığı mı olacaktım? Sürekli ihanet ve aldatma. Salt yasak meyvenin,  göze alınan tehlikenin ve dostluğa ihanetin çekiciliğine kapılarak aşk oyunu oynamak!  Hayır, bunlar bana göre değildi. Fakat ne yapmalıydım? Joseph gibi mi yapmalıydım? Bu da çok zor ve aptalca bir rol olurdu. Çünkü bu kadın gözüpekliğiyle alevlendirdiği ihanetinde çılgına dönmüş, azgınlaşmış bir haldeydi; heyecanla titriyordu. Başıma taş yağacaksa ilk taşı atan kendini vermeye hazır bir kadının ateşli öpüşünü dudaklarında hissetmemiş biri olabilirdi ancak.</para>
<para>“İşte bir dakika daha geçseydi – demek istediğimi anlıyorsunuz, değil mi? O bir dakika sonra ben, yo hayır o kadın, hayır, bağışlayın, Julien veya kimbilir kim ne duruma düşecekti bir düşünün. Tam o sırada bir gürültü yerimizden sıçrattı bizi.</para>
<para>“Kütük, sayın bayan, evet, o kütük ızgarayı ve küreği devirip ateş topu gibi salona yuvarlanmış, halıyı tutuşturduktan sonra bir koltuğun altına girmişti. Yangın çıkması işten değildi.</para>
<para>“Çıldırmış gibi yerimden fırladım, tam kütüğü, beni kurtaran o kütüğü ateşe atarken kapı açılıverdi. Julien girdi içeri.</para>
<para>“‘İşim bitti’ dedi sevinçle, ‘iki saat erken bitirdik.’</para>
<para>“Evet, işte böyle, sevgili dostum. O kütük olmasaydı suçüstü yakalanmıştım; sonuçları ne olurdu tahmin edebilirsiniz.  </para>
<para>“Bir daha benzer bir duruma düşmemek için her çabayı gösterdim. Bir süre sonra Julien’in bana karşı soğuk davranmaya başladığını gördüm. Belli ki karısı dostluğumuzun temellerini oyuyordu. Julien giderek uzaklaştı benden, görüşmez olduk.</para>
<para>“Hiç evlenmedim. Umarım bu artık şaşırtmaz sizi.”</para>
</conte>