<?xml version="1.0" encoding="Windows-1254" ?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" href="../contes.xsl"?>
<conte>
  <entete>
    <description original="Jadis"/>
    <traducteur>
      <nom>Haluk Erdemol</nom>
      <email>herdemol@yahoo.com</email>
    </traducteur>
  </entete>
<titre force="ESKİDEN">Eskiden</titre>
<para>Eski tarz inşa edilmiş şato ağaçlık bir tepecikte yükseliyor. Koyu yeşil yapraklı kocamış ağaçlar kuşatıyor onu; nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bahçesinin bir ucu ormanın içine, bir ucu da çevre arazilere doğru uzanıyor. Girişten birkaç metre uzakta taş bir havuz var; içinde mermer kadınlar su dökünüyor; tepeciğin eğimine uygun, basamak basamak inen başka havuzlar izliyor onu, her biri diğerinden aldığı suyu küçük çağlayanlarla alttakine  aktarıyor.</para>
<para>Yaşını başını almış işvebaz bir kadının zerafetiyle yükselen konaktan içlerinde bir zamanlar yaşanmış sevda serüvenlerinin uykuya daldığı, deniz kabuklarından kakmalarla bezeli yapay mağaracıklara dek, bu eski mekânda her şey geçmiş bir çağın görünümünü yansıtıyor ve hâlâ eski göreneklerden, davranış biçimlerinden, geçmişte kalmış hoppalıklardan ve büyükannelerimize özgü inceliklerden söz ediyor sanki.</para>
<para>Duvarları çoban kızlara tumturaklı laflar atan çobanların, çember eteklikli güzel hanımların ve kıvır kıvır peruklu kibar beylerin tablolarıyla kaplı XV. Louis tarzı küçük bir salonda, kıpırdamadığı zaman bir ölü gibi duran yaşlı bir kadın mumyanınkileri andıran kemikli ellerini kocaman bir koltuğun iki yanından aşağı sarkıtmış, neredeyse yatar durumda oturuyor. Dumanlı bakışı, konağın bahçesinde gençliğinin görüntülerini izliyormuş gibi kırlara doğru dalıp gitmiş. Açık pencereden ara sıra gelen, ot ve çiçek kokularıyla yüklü bir esinti kadının ak saçlarını kırışık alnıyla eski anıların çevresinde uçuşturuyor.</para>
<para>Yakınında, kadife bir taburede uzun sarı saçları örülüp arkaya atılmış genç bir kız oturuyor. İşlemeli bir örgü var elinde. Parmakları hızlı bir devinim içinde, ama bakışları dalgın, düş kuruyor gibi.</para>
<para>Yaşlı kadın başını çevirdi ona doğru. “Berthe,” dedi, “biraz gazete okusana bana; arada sırada dünyada olup bitenden haberim olsun.”</para>
<para>Genç kız bir gazete aldı, haberlere göz attı.</para>
<para>“Pek çok siyasal haber var büyükanne, geçelim, ne dersin?”</para>
<para>“Evet, evet geçelim tatlım. Aşk öyküsü yok mu? Fransa’da gönül öyküleri son bulmuş demek; eskisi gibi  kaçırmalardan, kadınların gönlünü çalmak için girişilen kavgalardan ve serüvenlerden söz edilmiyor artık.”</para>
<para>Genç kız uzun uzun aradıktan sonra “İşte, bir haber,” dedi, “başlığı ‘Aşk Dramı’.”</para>
<para>Yaşlı kadın kırışıklıklarının arasından güldü. “Oku bana onu,” dedi.</para>
<para>Ve Berthe okumaya başladı. Bu bir kezzap atma öyküsüydü. Kocasının metresinden öç almak isteyen bir eş, kezzapla kadının yüzünü gözünü yakmıştı. Adamın karısı suçsuz bulunmuş, kalabalığın alkışları arasında çıkmıştı mahkemeden.</para>
<para>Büyükanne koltuğunda kıpır kıpır olmuş, “Ay, korkunç, çok korkunç bir şey bu!” deyip duruyordu. “N’olur, başka bir şey bul tatlım,” dedi sonunda.</para>
<para>Berthe aramayı sürdürdü. Yine mahkeme haberleri arasında bulduğu ‘Acıklı Dram’ başlıklı bir haberi okumaya başladı: “Mağazada tezgâhtarlık yapan ergen bir kız bir delikanlının kucağına düşmüş, sonra uçarı gönüllü sevgilisinden öç almak için tabancayla dört el ateş etmiş ona. Kurşunlardan ikisi adamın göğsüne, biri omzuna, biri de kalçasına isbat etmiş. Zavallı delikanlı ömür boyu sakat kalacakmış. Genç kız suçsuz bulunmuş ve kalabalığın alkışları arasında duruşmadan çıkmış. Bu arada gazete kadın avcısı adama ver yansın ediyor.” </para>
<para>Büyükanne bu kez hepten isyan etti. “Aklınızı kaçırmışsınız bugün!” dedi titrek bir sesle. “Hepiniz delisiniz! Yüce Tanrı size aşkı, yaşamda insanı baştan çıkaran tek şeyi bağışlamış; erkek de buna geçirdiğimiz günlerin biricik hoşluğunu, yani tatlı sözlerle çapkınlık yapmayı eklemiş, siz de kalkmış işin işine kezzabı ve tabancayı karıştırıyorsunuz, tıpkı bir şişe İspanyol şarabına çamur atar gibi.”</para>
<para>Berthe büyükannesinin neden böyle öfkelendiğini anlamıyor gibiydi.</para>
<sautligne/>
<para>“İyi ama, büyükanne, kadın öcünü almış, düşünsene, kadın evliymiş ve kocası onu aldatıyormuş.”</para>
<para>Büyükanne oturduğu yerde sıçradı. “Ne düşünceler dolduruyorlar siz bugünkü genç kızların kafalarına!”</para>
<para>“Fakat evlilik kutsaldır büyükanne,” diye yanıtladı Berthe.</para>
<para>Büyükanne,  şövalye ruhlu gönül çelenlerin yüzyılında doğmuş kadın yüreğiyle ürperdi. “Kutsal olan aşktır,” dedi. “Üç kuşak görmüş, kadınlarla erkekler konusunda epey şey bilen şu yaşlı kadına kulak ver küçük kızım. Evlilikle aşkı bir arada görmemek gerekir. İnsan aile kurmak için evlenir ve toplum oluşturmak için aile kurar. Toplum evlilikten vazgeçemez. Toplumu bir zincir sayarsak her aile bu zincirin bir halkasıdır.</para>
<para>“Bu halkaları birbirine tutturmak için, hep benzer metaller aranır. İnsan evlenince beğenilerde uyuşum sağlaması, servetleri birleştirmesi, benzer soyları bir araya getirmesi, zenginlik ve çocuk demek olan ortak çıkar uğruna çalışması gerekir. Bak küçük kızım, insan bir kez evlenir, çünkü dünya böyle ister, ama insan yaşamı boyunca yirmi kez sevdaya tutulabilir, çünkü doğa bizi öyle yaratmıştır. Evlilik bir yasadır, anlıyor musun, oysa aşk bizi kimi zaman sağa, kimi zaman sola iten bir içgüdüdür. İnsanlar, içgüdülerimizle savaşalım diye yasalar yaptılar, gerekliydi bu; ancak içgüdüler her zaman daha güçlüdür ve onlara karşı gelmek yanlıştır, çünkü içgüdüler Tanrı’dan gelir, oysa yasaları insanlar yapar. </para>
<para>“Çocukların ilacına konan şeker gibi, insan yaşamına aşkla, olabildiğince çok aşkla çeşni katmazsa, küçük kızım, kimse hayatı tatsız tutsuz haliyle yaşamak istemezdi.”</para>
<para>Korkuya kapılan Berthe gözlerini ardına dek açarak mırıldandı: “Ah, büyükanne! Büyükanne, insan ömründe ancak bir kere sevebilir.”</para>
<para>Büyükanne, büyük sevdalar çağının göçüp gitmiş tanrısından yardım istercesine titreyen ellerini havaya kaldırarak öfkeyle bağırdı:</para>
<para>“Ne aşağılık bir soya dönüşmüşsünüz siz; sıradan insan sürüsü olup çıkmışsınız! Devrimden bu yana dünya tanınmaz hale gelmiş. Her şeye kocaman etiketler taktınız. Eşitliğe ve sonsuz tutkuya inanıyorsunuz. İnsanlar sevdadan öldüğümüzü anlatan şiirler yazdılar. Oysa benim zamanımda bize çok sevmeyi öğretmek için yazılırdı şiirler. Kibar bir bey hoşumuza gidince, küçük kızım, ona bir uşak yollardık. Ve gönlümüze yeni bir ateş düştüğünde, eski sevgiliye hemen yol verirdik; ikisini birden elde tutmak istemiyorsak tabii.”</para>
<para>Küçük kızın yüzü sararmıştı, kekeledi: “Yani kadınlar onursuz muydu?”</para>
<para>Büyükannenin gülümsemesi dondu. “Onursuz mu!  Sevdiğimiz, sevdiğimizi dile getirmeyi, hatta bununla övünmeyi göze aldığımız için mi onursuz oluyorduk yani? İyi ama, küçük kızım, Fransa’nın en soylu hanımları arasında içimizden biri bile sevgilisiz kalsaydı bütün saray gülerdi ona. Sizler kocalarınızın ömür boyu yalnız sizi seveceğinizi sanıyorsunuz galiba; sanki böyle bir şey gerçekten olasıymış gibi. </para>
<para>“Diyeceğim şu ki toplum yaşamının sürmesi için evlilik gerekli bir şeydir elbet, ama ırkımızın doğasında yoktur; anlıyor musun? Yaşamda en güzel şey aşktır, ondan yoksun kalmamız isteniyor. Şimdi sevecek sadece bir erkeğiniz olsun diyorlar sizlere. Bu bana ömür boyu sadece hindi eti yemeğe zorlanmak gibi geliyor. Bu arada söz konusu erkeğin bir düzine metresi varmış kimin umurunda.</para>
<para>“Erkek çapkınlık içgüdüsünü izleyecektir. Bu tıpkı kelebeklerin çiçeklere yöneldikleri gibi kadınlara doğru itecektir onu. Ve sonra ben, elimde kezzap şişesi sokaklara fırlayıp içgüdüsüne boyun eğen zavallı kadınları kör edeceğim, öyle mi? Öcümü erkekten almış olmam ki! Kızdan almış olurum; o kızdan bir canavar yaratmış olurum. Tanrı’nın hoşa gitsin, sevsin ve sevilsin diye yarattığı bir varlığı bir canavara dönüştürmüş olurum.</para>
<para>“Ve sonra da bugünkü toplumunuz, köylüler, kentliler ve palazlanmış uşaklardan oluşan toplumunuz beni doğrulayıp alkışlayacak, öyle mi? Sana derim ki bu düpedüz alçaklık. Aşkın ne olduğunu bilmiyorsunuz; sevi serüvenlerinin yaşanmadığı ve artık sevmek nedir bilmeyen kadınlarla dolu bir dünyada yaşamaktansa ölürüm daha iyi.</para>
<sautligne/>
<para>“Şimdilerde her şeyi ciddiye alıyorsunuz. Sevgililerini öldüren garip ve sıradan kadınların aldıkları öç mahkeme salonunda suçluların nabzını yoklamak için bir araya gelen on iki kentsoylunun gözlerini yaşartıyor. İşte sizin bilgeliğiniz, aklınız. Kadınlar erkeklere ateş ediyor, sonra da artık çapkın erkek kalmadı diye yakınıyorlar.”</para>
<para>“Genç kız titreyen elleriyle yaşlı kadının kırışık ellerine sarıldı. “Sus büyükanne, yalvarırım sus,” derken gözyaşları içinde diz çökerek büyük bir sevgi diledi Yüce Tanrı’dan, romantik ozanların düşüne denk düşen sonsuz bir sevgi.</para>
<para>Aşk çağı düşünürlerinin on sekizinci yüzyıla aşıladıkları hoş ve sağlıklı düşüncelere dalıp gitmiş büyükanne ise genç kızı alnından öperken mırıldanıyordu:</para>
<para>“Dikkat et küçüğüm, böyle çılgın düşüncelere kapılırsan çok mutsuz olursun.”   </para>
</conte>