<?xml version="1.0" encoding="Windows-1254" ?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" href="../contes.xsl"?>
<conte>
  <entete>
    <description original="La main"/>
    <traducteur>
      <nom>Haluk Erdemol</nom>
      <email>herdemol@yahoo.com</email>
    </traducteur>
  </entete>
<titre>El</titre>
<para>Gizemli Saint-Cloud olayına ilişkin görüşlerini belirten Mösyö Bermutier’nin etrafında bir çember oluşmuştu. Söz konusu çözümlenmemiş cinayet Paris’te geçtiğimiz ayın konusu olmuş, hiç kimse olaya açıklama getirememişti.</para>
<para>Mösyö Bermutier arkasını şömineye vermiş ayakta konuşuyordu. Kanıtlar çerçevesinde soruşturmayı yönetmiş, çeşitli varsayımlar üzerinde durmuş, ama hiçbir sonuca varamamıştı.</para>
<para>Ona daha yakın olmak için birkaç bayan oturdukları sandalyelerden kalkmış, büyük bir ciddiyetle konuşan savcının dudaklarına gözlerini dikmiş halde ayakta duruyor, heyecandan titriyorlardı. Onlar da bütün kadınları gerçek bir açlık duygusu gibi rahatsız edip eziyet çektiren o aç gözlü ve doymak bilmez korku duyma isteğinin pençesine düşmüşlerdi.</para>
<para>Kısa bir suskunluk oldu. Yüzü diğerlerinden daha solgun gözüken bir kadın bozdu sessizliği:</para>
<para>“Kesinlikle dehşet verici,” dedi. “Doğaüstü bir yanı var olayın. Sanırım gerçekte ne olup bittiğini hiçbir zaman bilemiyeceğiz.”</para>
<para>Savcı ondan yana döndü.</para>
<para>“Bu çok büyük bir olasılık, Madam. Fakat size şunu söyleyebilirim: Kullandığınız ‘doğaüstü’ sözcüğü burada tamamen konu dışı. Beceri ile planlanmış ve ustaca gerçekleştirilmiş bir cinayetle karşı karşıya bulunuyoruz. Üstelik öylesine gizemle örtülü ki cinayet eylemini olayı kuşatan anlaşılmaz koşullardan ayırıp ortaya çıkarmakta tamamen başarısız kalmış bulunuyoruz. Fakat soruşturmasını yaptığım eski bir olayın gerçekten doğaüstü yanı vardı. O olayda da kanıt yetersizliğinden ötürü araştırmayı bırakmak zorunda kalmıştık.”</para>
<para>Birkaç kadın sözbirliği etmiş gibi hep bir ağızdan bağırdı:</para>
<para>“Lütfen anlatın bize!”</para>
<para>Mösyö Bermutier’nin yüzünde bir soruşturma savcısından beklenebilecek ciddiyette bir gülümseme belirdi. Sürdürdü konuşmasını:</para>
<para>“Anlatacağım olayda doğaüstü  herhangi bir şeyin var olduğuna inandığımı bir an için bile düşünmeyin lütfen. Hakkında hiçbir şey bilmediğimiz olguları tanımlamak için ‘doğaüstü’ yerine ‘açıklanamaz’ sözcüğünü kullansak çok daha iyi olur. Bu soruşturmada en çok olayı hazırlayan koşullar ve sonuç ilgimi çekmişti. Olanları şöyle özetleyeyim :</para>
<para>“O zamanlar etrafı yüksek dağlarla çevrili güzel bir körfezin kıyısında kurulu küçük, beyaz bir kasaba olan Ajaccio’da inceleme savcısıydım. Öncelikli ilgi alanım Vendetta, yani kan davalarına ilişkin vakalardı. Kişiler arasındaki bu özel savaş geleneği çok acıklı, yabanıl, destansı olaylar yönünden  zengin ve öç alma konusunda akla gelebilecek en ilginç öykülerin kaynağıdır. Nesilden nesile aktarılırken canlı tutulan, kısa süreli yumuşamalar olsa bile yok olmasına asla izin verilmeyen bu nefret duygusu için öyle çok cinayet işlenmiştir, öyle korkunç tuzaklar kurulmuştur ki vakaların çoğu geçmişteki soykırımların, neredeyse destansı sayılan eylemlerin isimlerine yaraşır içeriktedir. İki yıl boyunca kan davalarından, kişinin yalnızca tek bir düşmandan değil, onun soyundan gelenlerden ve akrabalarından da öç almakta direnen bu ürkünç Korsika tutkusundan başka bir şey duymadım. Bu kanlı öğreti adına boğazlanan yaşlı adamlar, çocuklar ve kuzenler tanıdım. Kulağıma gelen Vendetta öykülerinin sayısı anımsayabildiklerimden fazladır.</para>
<para>“Bir gün bir İngiliz’in körfezin öte ucunda birkaç yıllığına bir ev kiraladığını duydum. Marsilya’dan geçerken işe aldığı bir Fransız hizmetçiyi de getirmişti yanında.</para>
<para>“Çok geçmeden çevredekiler garip kişilikli bu adama ilişkin dedikodular üretmeye başladı. Adam evde tek başına oturuyor, balık tutmak ve ava gitmek dışında evden çıkmıyordu. Hiç kimseyle görüşmüyor, hiç kasabaya inmiyor ve her sabah bir iki saat tabanca ve tüfeğiyle atış talimi yapıyordu.</para>
<para>“Bu İngiliz birçok söylentinin konusu olmuştu. Bazıları onun aslında yüksek rütbeli birisi olup siyasi nedenlerden ötürü ülkesinden kaçtığını, kimisi de işlediği ciddi bir suçun sonuçlarından kaçmak için saklandığını söylüyordu. İnsanın kanını donduran türde ayrıntılardan söz edecek kadar ileri gidenler de vardı aralarında.</para>
<para>“Bir inceleme savcısı sıfatıyla, doğal olarak bu adama ilişkin, olabildiğince çok bilgi toplamak istiyordum. Fakat daha fazlasını öğrenmenin olanaksız olduğunu anladım. Adamın adı Sir John Rowell’dı.</para>
<para>“Elimden geldiğince ve yeterli sandığım bir düzeyde gözlem yapıyor fakat buna karşın adamın yaptıklarında kuşku çeken herhangi birşey bulamıyordum. Öte yandan söylentiler büyüyerek ve yayılarak etrafta dolaşmayı sürdürdüğünden bu yabancıyla kişisel ilişki kurmanın görev alanıma girdiğini düşündüm. Amacımı gerçekleştirmek için düzenli olarak evinin yakınlarında avlanmaya başladım. Aradığım şansın ayağıma gelmesi için bir süre beklemem gerekti. Sonunda bu şans bir keklik biçiminde geldi. Kuşun konumu benim için kolay hedef oluşturdu ve vurduğumda kuş İngiliz’in burnunun dibine düştü. Köpeğim kekliği getirdiğinde hemen elime alıp kaba davranışım için Sir John’dan özür dilemek ve tüfeğimin vurduğu avı kabul etmesini rica etmek için yanına gittim.</para>
<para>“İri yarı bir adamdı, kızıl saçlı ve sakallıydı; kısaca bir tür şehirli ve ağırbaşlı Herkül’dü. O geleneksel İngiliz katılığından eser yoktu halinde. Uygar davranışım için sevecenlikle teşekkür etti bana. Fransızca konuştu. Aksanı Manş’ın karşı yakasından geldiğini belli ediyordu. Aradan bir ay geçtiğinde beş altı kez buluşup konuşmuştuk bile.</para>
<para>“Bir akşam evinin önünden geçerken bahçede bir sandalyeye, ata biner gibi ters oturmuş pipo içerken gördüm onu. Şapkamı çıkarıp selam verdim, o da beni bira içmeye çağırdı. Çağrısını yineletmediğimi söylememe gerek yok sanırım. Titiz bir İngiliz inceliğiyle ağırladı beni. Övgüyle Fransa’dan ve Korsika’dan söz etti; bu ‘Ülkeye’ ve ‘körfezin bu yakasına’ düşkünlüğünün gittikçe arttığını söyledi.</para>
<para>“Büyük bir özenle ve ilgi gösterdiğimi belli ederek yaşamı ve planları hakkında sorular sordum ona. Hiç şaşırmadı ve çok yolculuk yaptığını, Afrika, Hindistan ve Amerika’yı gördüğünü söyledi. Sonra gülerek ekledi:</para>
<para>“ ‘Serüvenlerden üzerime düşen payı tam olarak aldım.’</para>
<para>“İzleyen dakikalarda avlanmadan söz açtım. O da bana kaplan, fil, su aygırı ve hatta goril avlarken başından geçen ilginç ayrıntıları anlattı</para>
<para>“ ‘Bunların hepsi tehlikeli hayvanlar,’ dedim.</para>
<para>“Gülümseyerek yanıtladı: ‘Fakat insandan daha tehlikelisi yoktur.’</para>
<para>“Birden güldü; güçlü ve yaşamından hoşnut kalmış bir İngiliz’in gülüşüydü bu.  ‘ Zamanında  epey insan avladığım da oldu,’ dedi.</para>
<para>“Sonra konuşmayı ateşli silahlara yöneltti ve eve girip tabanca ve tüfek koleksiyonuna bakmaya davet etti beni.</para>
<para>“Salondaki duvarlara asılan kumaşlar altın işlemeli siyah ipektendi, alev gibi parlayan büyük sarı çiçekler kaplıyordu kumaşları.</para>
<para>“ ‘Japon yapımı bir kumaş,’ dedi.</para>
<para>“Fakat en geniş panelin ortasında garip bir nesne dikkatimi çekti. Kare biçimindeki kırmızı bir kadife parçasının üzerinde siyah bir şey kabartma gibi duruyordu. Yakınına gittim. Bir eldi bu, bir insan eli; iskelet eli değil, kurumuş, esmer ve sarı tırnaklı kesik bir el. Kasların çıkıntıları belliydi, bileğin az yukarısından düzgün biçimde kesilmiş olan kemiklerin üzerinde yara kabuğundaki gibi kurumuş kan izleri vardı.</para>
<para>“Bileğin çevresine kalın bir zincir takılıydı. Bu çirkin şeye perçinlenmiş ve diğer ucu duvara tutturulmuştu. Bir fili bile dizginleyecek denli sağlam gözüküyordu.</para>
<para>“ ‘Bu nedir?’ diye sordum.</para>
<para>“Tam bir dinginlik içinde yanıtladı İngiliz:</para>
<para>“ ‘O benim en iyi düşmanıma aitti. Amerika’dan getirdim. Kılıçla kesildi ve derisi kesin bir taşla kazındıktan sonra sekiz gün güneşte kurumaya bırakıldı. Biraz şanslı olduğumu söylemem gerek.’</para>
<para>“Ürkünç kalıntıya dokundum. Çok iri yapılı birine ait olmalıydı. Olağanın üzerinde uzun parmaklar benzer büyüklükte kaslara bağlıydı; yer yer deri parçaları yapışıktı. Böyle, derisi yüzülmüş haliyle iğrenç bir görünümü vardı elin. Yabanıl bir öç alma eylemine tanıklık etmiş olmalıydı. </para>
<para>“ ‘Çok güçlü biriydi herhalde,’ dedim.</para>
<para>“ ‘Öyleydi,’ diye yanıtladı ev sahibim sakin bir tavırla. ‘Ama ben daha güçlü çıktım. Onu zincire vurup dizginlemeyi başardım.’</para>
<para>“Şaka yaptığını sandım. ‘Fakat zincirlemeye ne gerek var?’ diye sordum. ‘Kaçacak değil ya!’</para>
<para>“Sir John çok ciddi bir tavırla, ‘Hep kaçmaya çalışıyordu,’ dedi. ‘Onu zincirlemek zorunda kaldım.’</para>
<para>“Sorgulayan bir bakışla yüzüne baktım adamın. Deli miydi, yoksa sadece şakacı mı? Fakat yüzü sakin, gizemli ve sevecen ifadesini koruyordu. Konuyu değiştirdim. Silah koleksiyonuna baktım ve çok beğendim.</para>
<para>“Fakat dikkatimi bir şey çekmişti: Salonda, çeşitli mobilya parçalarının üzerinde hepsi de dolu olan üç tabanca vardı. Adam, her an olası bir saldırının korkusu içinde yaşıyor gibiydi. </para>
<para>“Onu birkaç kez daha ziyaret ettim, sonra gitmeyi bıraktım. Çevredekiler artık ona alışmışlardı, hiç kimse düşünmez olmuştu onu.</para>
<para>“Bir yıl kadar sonra Kasımın sonuna doğru bir sabah hizmetçim Sir John Rowell’in gece bir cinayete kurban gittiği haberiyle uyandırdı beni.</para>
<para>“Başkomiser ve jandarma yüzbaşısıyla İngiliz’in evine gittim. Şaşkın hizmetçi kapıda kekeleyip duruyordu. Hemen ondan şüphelendim, ama sonradan suçsuz olduğu anlaşıldı.</para>
<para>“Katilin kimliği hiçbir zaman bilinemedi.</para>
<para>“Salona girdiğimde gördüğüm ilk şey Sir John’un cesediydi, ortada yatıyordu. Yeleği yırtılarak açılmıştı, neredeyse birkaç iplik tutuyordu. Şiddetli bir çatışma olmuştu anlaşılan. </para>
<para>“Adam boğularak öldürülmüştü. Kararmış ve şişmiş yüzü korkunçtu, gözlerinde de korkunç bir ifade vardı. Kenetlenmiş dişlerinin arasında bir şey vardı, kanla kaplı boynu keskin bir aletle beş yerden delinmişti.</para>
<para>“Bize katılan bir doktor, ölü adamın boynundaki parmak izlerini uzun uzun inceledikten sonra şu tuhaf sözleri mırıldandı:</para>
<para>“ ‘Adam bir iskelet tarafından boğulmuş gibi geliyor bana.’</para>
<para>“Sırtımdan bir ürperti geçti; hemen duvara, elin durduğu yere baktım. Artık orada değildi. Zinciri kopmuş, sallanıyordu. Sonra cesede eğildim. Dişlerinin arasındaki nesne, ortadan kaybolan elin bir parmağıydı; ikinci boğumundan ısırılarak koparılmıştı.</para>
<para>“Araştırmada kanıt bulunamadı. Hiçbir pencere ve kapı zorlanmamıştı. Mobilyaların hiçbirinde  çatışma belirtisi yoktu. İki bekçi köpeği olay sırasında uyumayı sürdürmüştü. </para>
<para>“Hizmetçinin ifadesi kısaca şöyleydi:</para>
<para>“ Geçen ay boyunca efendisi sürekli olarak tedirgin gözüküyordu. Birkaç mektup almış ve gelir gelmez ateşe atmıştı onları. Sık sık eline bir kırbaç alıyor ve öfkeden çok bir çılgınlık nöbeti içinde duvardaki kurumuş eli kırbaçlıyordu. Bu arada el,  cinayet anında  duvardaki yerinden yok olup gitmişti. Hiç kimse bunun nasıl olduğunu bilmiyordu. Efendisi geceleri çok geç saatte yatıyor ve kapı ve pencereleri kilitlemeye özen gösteriyordu. Elinin altında her zaman bir silah bulunduruyordu. Geceleri sık sık alçak sesle konuşuyordu. Biriyle tartışıyor gibiydi. Fakat cinayet gecesi hiç ses çıkarmamıştı. Hizmetçi onu ancak içeri girip kepenkleri açtığında görmüştü, ölü olarak. Şüpheli hiç kimse yoktu aklında.</para>
<para>“Ölen adama ilişkin bildiklerimin hepsini ilgili makamlara ilettim. Bütün ada tarandı, fakat hiçbir sonuç çıkmadı.</para>
<para>“Cinayetten üç ay sonra çok korkunç bir karabasan gördüm: O ürkünç eli evimin duvarlarında ve perdelerinde bir akrep ya da örümcek gibi hızla sürünürken gördüm düşümde. Üç kez uyandım, üç kez yine uykuya daldım ve üç kez o iğrenç şeyi parmaklarını bacak gibi kullanarak odada dolaşırken gördüm.</para>
<para>“Ertesi sabah haberi geldi: El, Sir John’un mezarının üzerinde bulunmuştu. Adamın ulaşılacak akrabası olmadığından hemen oraya gömmüşlerdi eli. İşaret parmağı yoktu.</para>
<para>“İşte, bayanlar. Öyküm burada bitiyor. Başka bir şey bilmiyorum.”</para>
<para>Kadınlar dehşet içinde kalmışlardı, yüzleri sararmış, titriyorlardı. İçlerinden biri atıldı:</para>
<para>“Fakat hiçbir çözüm getirmediniz, açıklama yapmadınız! Hiç olmazsa ne olduğuna ilişkin kendi düşüncenizi söyleyin, yoksa eminim hiçbirimizi uyku tutmayacak!”</para>
<para>Savcı gülümsedi, fakat gözlerindeki ciddi ifade değişmemişti.</para>
<para>“Düşler söz konusu olduğunda korkarım yorganım hep nemli olacak. Belki hoşunuza gitmeyecek, ama olaya ilişkin görüşüm aslında basit: Bence elin sahibi ölmemişti ve onu aramaya geldi. Ne yaptığı hakkında hiçbir fikrim yok. Fakat tüm olayın bir vendetta ile bağlantılı olduğu yolundaki tahminim ağır basıyor.”</para>
<para>“Hayır,” diye mırıldandı bayanlardan biri, “bu bir açıklama sayılmaz.”</para>
<para>Hâlâ gülümseyen savcı noktayı koydu:</para>
<para>“Görüşümü beğenmiyeceğinizi söylemiştim.”</para>
</conte>