<?xml version="1.0" encoding="Windows-1254" ?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" href="../contes.xsl"?>
<conte>
  <entete>
    <description original="La tombe"/>
    <traducteur>
      <nom>Haluk Erdemol</nom>
      <email>herdemol@yahoo.com</email>
    </traducteur>
  </entete>
<titre>Mezar</titre>
<para>17 Temmuz 1883 gecesi saat ikibuçukta Béziers Mezarlığı’nın bekçisi mezar taşlarına komşu küçük kulübesinde uyurken mutfağın kapalı kapısı ardında geceleyen köpeğinin havlamalarıyla uyandı.</para>
<para>Hemen kalkıp baktığında hayvanın öfkeyle havlamayı sürdürürken bir yandan kapının altındaki aralıktan havayı kokladığını gördü. Kulübeye yabancı biri girmiş gibi davranıyordu köpek. Bekçi Vincent tüfeğini alıp dışarı çıktı; dikkatle sağa sola baktı.</para>
<para>Önünden koşan köpek hemen General Bonnet’nin ismini taşıyan patikaya doğru seyirtti. Madam Tomoiseau’nun gösterişli mezarına gelince durdu. Bekçi dikkatli adımlarla ilerlerken Malenvers patikasından gelen cılız bir ışığı farketti. Mezar taşlarını siper alarak o tarafa yöneldiğinde korkunç bir görüntüyle yüz yüze geldi: Bir adam dün akşamüstü toprağa verilen genç kadının mezarını kazmış, ölüyü tabutundan çıkarmaya çalışıyordu.</para>
<para>Toprak yığınının üzerinde duran küçük bir fener bu iğrenç sahneyi aydınlatıyordu. Vincent hemen bu alçak adamın üzerine atıldı, yere yıkıp ellerini bağladı ve karakola götürdü onu. </para>
<para>Adam kasabada tanınmış, Courbataille adında genç, zengin ve saygın bir avukattı. Suçlu mahkemeye çıkarıldı. Savcı kasabalıların belleğinden silinmeyen Çavuş Bertrand lakaplı azılı bir suçlunun canavarlıklarından söz ederek duruşmayı açtığında mahkeme salonu suçluyu lanetliyen bağırışlarla doldu. Yargıç “Ölüm! Ölüm!” diye haykıran sesleri güçlükle bastırdıktan sonra ciddi bir tavırla sanığa dönerek “Kendini savunmak için bir diyeceğin var mı?” diye sordu.</para>
<para>Courbataille avukat istememişti. Ayağa kalktı. Uzun boylu, esmer, yakışıklı bir gençti. Salondaki ıslıklara kulak asmadan korkusuz bir tavırla konuşmaya başladı. Alçak perdeden başlayan sesi giderek yükseliyordu.</para>
<para>“Sayın Başkan, sayın jüri üyleri. Söyleyecek fazla bir şeyim yok. Mezarında rahat bırakmadığım kadın sevgilimdi; sevmiştim onu. Kösnül bir sevgi ve salt bir sevecen gönül bağıyla değil, tüm kalbimle, benliğimden taşan bir tutkuyla sevmiştim onu. Dinleyin lütfen: Onunla ilk kez karşılaştığımda garip bir duyguyla sarsılmıştım. Ne şaşkınlık, ne hayranlık, ne de ilk görüşte aşktı benimki. Ilık bir banyoya dalmışım gibi çok hoş bir duyguydu. Onun davranışları beni baştan çıkarıyor, sesi kendimden geçiriyor ve ona bakmak bile beni mutluluğa boğuyordu. Onu daha önce görmüş ve uzun süreden beri tanıyormuşum gibi geliyordu bana. Ruhumun bir parçası onunkiyle kaynaşıyordu sanki. </para>
<para>“O ruhumdan kopan bir çığlığa, tüm yaşamımızda umut diye sığındığımız o belirsiz ve dinmek bilmez çığlığa yanıt gibi görünmüştü bana.</para>
<para>“Giderek daha iyi tanıdığımda onu bir kez daha görmek düşüncesi bile beni hoş duygulara boğuyor, elinin elime dokunuşu hayal edebileceğim her şeyden daha fazla mutluluk veriyordu bana. Gülümsemesi benliğimi çılgınca bir sevinç dalgasıyla sarıyor, dansetmek, koşmak ve yerlerde yuvarlanmak isteğiyle dolup taşıyordum.</para>
<para>“Kısa sürede birbirimize aşık olmuştuk. Aşktan da öte; yaşamım onunkiyle bütünleşmişti. Artık başka bir şeyle ilgilenmez, hiçbir şeye karşı istek duymaz olmuştum.</para>
<para>“Bir akşam nehir kıyısından biraz uzakta yürüyüşe çıktığımızda aniden bastıran yağmur iliklerimize kadar ıslattı bizi.  Sevgilimin yakalandığı soğuk algınlığı kısa sürede zatürreye dönüştü. Bir hafta içinde ölüp gitti zavallı.</para>
<para>“O acı çekerken şaşkınlık ve korku benim algılama ve düşünme yetilerimi köreltmiş, öldüğünde ise düştüğüm derin umutsuzluk uçurumunda ağlamaktan başka bir şey gelmemişti elimden. Onu toprağa verirken yaşadığım dakikaların dehşet dolu ayrıntıları bir tür çılgınlığa sürüklemişti beni. Üzüntüden deli gibi olmuştum.</para>
<para>“O göçtüğünde, yani toprağın altına girdiğinde belleğim durulmuştu, ama öyle korkunç ruhsal bunalım nöbetleri geçiriyordum ki sevgilimin bana bağışladığı aşk anıları bile bastıramıyordu onları.</para>
<para>“Ardından bir saplantı çakıldı beynime: Onu artık göremeyecektim.</para>
<para>“Gün boyu bu düşünceye kapıldığında deli gibi oluyor insan. Hele bir düşünün! Taptığınız bir kadın var; yaşamınızdaki tek kadın; koca evrende sizin için başkası yok. Bu kadın kendini size adamış ve sizinle Aşk denilen o gizemli birlikteliği oluşturmuş. Sevecenlikle gülümseyen gözleri koca dünyadaki her şeyden daha çekici geliyor size. Bu kadın sizi seviyor; konuştuğunda bir neşe seli akıyor sesinde. </para>
<para>“Ve o sevgili kadın birden yok oluyor. Düşünün; sonsuza dek yitip gidiyor; ölüyor. Bu sözcüğü anlıyor musunuz? Artık yok, asla, asla var olmayacak. O gözler artık hiçbir şeye bakmayacak, o ses hiçbir zaman sözcüklere yansımayacak. Onunki gibi bir yüz bir daha gelmeyecek dünyaya. Asla, asla! Heykeller ve kalıplar yapılarak aynı çizgi ve biçimler korunabilir. Fakat o beden ve yüz bir daha asla bu dünyada var olmayacak. Bundan da öte, o biricik kadın gelecekteki kadınların arasında yer almayacak. Böyle bir olasılığı düşünmek çıldırtıyor insanı.</para>
<para>“Yirmi yıl yaşadı bu dünyada; daha fazla değil. Şimdi artık yok; sonsuza dek yok. O gülümsüyordu; konuşuyor, düşünüyor ve beni seviyordu. Ya şimdi! Bir hiç!  Sonbaharda ölen sinekler gibiyiz bu dünyada.</para>
<para>“Ve düşünüyordum: Onun bedeni, öylesine diri, sıcacık, tatlı, beyaz, güzel bedeni toprağın altındaki o tabutta çürüyüp gidecekti. Peki ya ruhu, belleği, aşkı nereye gitmişti? </para>
<para>“Onu bir daha görememek! Hâlâ tanıyabileceğim bedeninin çürümekte oluşunu düşünmek beni çıldırtırcasına aklımdan çıkmıyordu.  Onu bir kez daha görmek istedim.</para>
<para>“Bir kazma, fener ve çekiç alıp mezarlığın duvarından atladım. Mezarı buldum. Üzeri henüz tam kapatılmamıştı. Tabutun üzerini temizleyip tahtanın birini çıkardım. İğrenç bir koku, çürüyüşün kokusu çarptı yüzüme. Ah! Neredeydi sevgilimin çiçek kokulu yatağı.</para>
<para>“Yine de açtım tabutu. Feneri indirince onu gördüm. Yüzü şişmiş ve morarmıştı; korkunçtu. Siyah bir salya sızıyordu ağzından.</para>
<para>“Oydu! İşte sevgilim karşımdaydı. Dehşet içindeydim. Yine de kolumu uzatıp o korkunç yüzü bağrıma basmak istedim. Sonra yakalandım.</para>
<para>“Çürümeye başlamış o bedenin kokusunu, sevgilimin kokusunu, onu kucaklamışım da parfümü üzerime sinmiş gibi bütün gece üzerimde taşıdım.</para>
<para>“İşte karşınızdayım. Ne yaparsanız yapın bana.”</para>
<para>Garip ve ağır bir sessizlik çökmüştü salona. Bir şeyler olacakmış gibi beklenti içindeydi insanlar. Jüri görüş vermek için toplantı salonuna çekildi.</para>
<para>Birkaç dakika sonra geri geldiklerinde genç sanığın yüzü ifadesizdi; hiçbir şey düşünmüyor gibiydi.</para>
<para>Jüri başkanı bildik mahkeme sürecini izledi ve sanığı suçsuz bulduklarını bildirdi.</para>
<para>Sanığın kılı bile kıpırdamadı. Salon alkışlıyordu onu.</para>
</conte>